Bir zamanlar, küçük bir köyde yaşayan fakir ama çok imanlı bir adam vardı. Adı Salih’ti. Salih, her sabah namazını kıldıktan sonra tarlasına çalışmaya gider, akşam ezanına kadar çalışırdı. Fakirdi ama gönlü çok zengindi. Elindekini paylaşır, hiç kimseyi boş çevirmezdi.
Bir gün köyde büyük bir kuraklık başladı. Ne tarlalar ürün verdi, ne de hayvanlar su bulabildi. Halk perişandı. Köyün büyükleri toplandı ve bir karar aldılar:
"Herkes evinde ne kadar su, buğday, yiyecek varsa saklasın. Zamanı gelince paylaşırız."
Salih bu çağrıya rağmen her gün evine gelen fakirlere, elinde kalan son yiyecekleri vermeye devam etti. Komşuları ise ona kızdı:
"Sen böyle yaparsan yakında aç kalacaksın!"
Salih sadece tebessüm ederdi:
"Rızık Allah'tandır. Veren de O'dur, alan da."
Bir sabah, köyün en büyük kuyusunun başında bir telaş koptu. Kuyunun suyu tamamen tükenmişti! Halk umutsuzca başka su kaynakları aramaya başladı, ama hiçbir yerde su bulamadılar. İnsanlar açlık ve susuzlukla boğuşmaya başladı.
Salih yine her zamanki gibi tevekkülle hareket ediyordu. Bir gece dua etmek için kuyu başına gitti. Ellerini semaya kaldırdı:
"Ya Rabbi! Sen ki her şeye kadirsin. Bize yardım et. Bize merhametinle muamele et."
Tam bu sırada kuyunun içinden bir ses geldi. Salih eğilip baktığında, karanlık kuyunun derinliklerinden beyaz bir elin su fışkırttığını gördü. Bir anda kuyu dolup taşmaya başladı!
Sabah olduğunda köylüler kuyunun tekrar dolduğunu görünce şaşkına döndüler. Hepsi toplandı ve dediler ki:
"Bu nasıl olur? Dün kupkuruydu!"
Salih olanları anlatmadı. Sadece şu ayeti hatırlattı:
"Kim Allah’a tevekkül ederse, Allah ona yeter." (Talak Suresi, 3. Ayet)
Köy halkı o günden sonra Salih’in cömertliğini ve sabrını örnek almaya başladı. Yardımlaşma ve iman köyü yeniden diriltti. Kuraklık sona erdi, rahmet yağdı.
İbret:
Gerçek rızık Allah’tandır. Paylaşan ve sabreden, sonunda Allah’ın yardımına şahit olur.